Canlı organizmadaki yağların
kendiliğinden bozulmasını yavaşlatan maddelerdir. Canlılarda
yaşlanma süreci (biz buna bir kimyasal süreç olan oksitlenme
diyoruz.) yani bir nevi paslanmayı yavaşlatıcı etkisi vardır.
Hani demir paslanır da küflenir ya ve biz küflenmesin diye antipas
süreriz evet işte anti-oksidanlar vicudumuzda bu etkiye
sahiptirler. Sanılanın aksine antioksidanlar sadece kilo vermek
için bilinçsizce kullanılmaz, sağlık için kullanılır.
Yüksek derecede reaktif olan serbest radikaller farklı moleküller
ile kolayca reaksiyona girebilir ve böylece hücrelere, canlıya
zarar verebilirler.
Antioksidanlar serbest radikallerle reaksiyona girerek (onlarla bağ
kurarak) hücrelere zarar vermelerini önler. Bu özellikleriyle
hücrelerin anormalleşme ve sonuç olarak tümör oluşturma
risklerini azalttıkları gibi, hücre yıkımını da azalttıkları
için, daha sağlıklı ve yaşlılık etkilerinin minimum olduğu
bir hayat yaşama şansını yükseltir.
Antioksidanların tarihi bu kısım branş
konusudur, okurken sıkılabilirsiniz..
ama gene de genelkültür olsun diyorsanız buyurun okuyun.
Sentetik
antioksidanların gıdalardaki kullanımı 1940'lı yıllarda BHA ve
gallik asidin esterlerinin oksidasyonu önlediklerinin anlaşılmasıyla
başlamıştır. Demir ve bakır gibi transisyon metallerinin zararlı
etkileri sitrik asit (CA), etilendiamintetraasetikasit (EDTA) veya
onların türevlerine metal deaktivatör veya şelat ajanı olarak
etki ettikleri ondan sonra bulunmuştur. 1954'te ABD'de BHT'nin
gıdalarda kullanılmasına müsaade edilmiştir. Tersiyer bütil
hidrokinon (TBHQ) 1972'de ticari ölçüde kullanılmaya başlamıştır.
Sentetik antioksidanların muhtemel karsinojenik etkileri büyüyen
bir tepkiye neden olmaktadır. Böylece Japonya ve çok sayıdaki
diğer ülke BHA'nın gıdalarda kullanılmasına izin vermemektedir.
TBHQ'nun da Kanada, Japonya ve Avrupa ülkelerinde kullanımına izin
verilmemektedir. Bu yüzden sentetik antioksidanların yerine doğal
antioksidanların kullanımı için genel bir istek mevcuttur.
Antioksidan türleri
Antioksidan özelliği keşfedilen
birçok farklı madde vardır. Bu maddelerin bir kısmını
diyetimizde (özellikle bitkilerden) alırken, bir kısmını vücut
kendisi, serbest radikallere karşı bir savunma sistemi olarak
üretir. Vücudun serbest radikallere karşı savunma olarak ürettiği
antioksidanlar; katalaz, glutatyon peroksidaz, ve SOD (superoksit
dismutaz) gibi enzimlerdir.
Alfa
tokoferol (E Vitamini) - E
vitamini içinde alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri bulunur.
Bunların
içinden özellikle Alfa tokoferol (E vitamini) önemli bir
antioksidandır.
Özellikle
buğday, mısır, darı, pirinç gibi tahıllarda çok bulunur. Bunun
dışında ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı gibi
yağlarda, ceviz, badem ve yerfıstığı gibi kuru yemişlerde ve
yeşil sebzelerde bulunur. E vitamini aynı zamanda pişirmeye ve
sıcağa dayanıklıdır, böylece pişirilme esnasında tahrip
olmazlar. E vitamini dışında farklı maddelerde bulunan
tokoferoller ise rahatça tahrip olabilir.
Fakat,
yağda kızartma ve tahılların öğütülmesi esnasında E
vitaminleri de tahrip olur, ve çoğu bozunur. Bu yüzden E vitamini
ihtiva eden ürünleri yağda kızartmadan pişirmek, ve özellikle
beyazlatılmadan geçmemiş tahıl ürünlerini (kepekli ürünler
gibi) tüketmek daha akıllıca ve sağlıklı olur.
Askorbik
Asit (C Vitamini) -
Turunçgiller, domates, yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, ıspanak
vb.) ve patates gibi sebze ve meyvelerde bulunuyor. Fakat, C vitamini
çok çabuk oksidize olduğu için pişirirken ve hazırlarken
bulunan C vitamininin çoğu işe yaramaz hale geliyor. Bu yüzden C
vitamini ihtiva eden besinlerin hafif pişirilmesi, yenilebiliyorsa
çiğ yenmesi ve hazırlarken de kesildikten kısa bir süre sonra
tüketilmesi öneriliyor.
Beta-caroten
- Vücutta depolanarak A
vitaminine de dönüştürülen bu kırmızımsı-turuncu pigment çok
güçlü bir antioksidandır ve birçok kanser türüne yakalanma
riskini azaltmasıyla ünlüdür. Havuç, ıspanak ve brokoli gibi
yeşil yapraklı sebzeler ile kayısı ve şeftali gibi meyvelerde
fazlasıyla bulunur.
Flavonoid
- Bir çok meyve ve sebzede yüksek oranlarda bulunan sarı-beyaz
pigmentlerdir. Bitkilerin çoğunda bulunan bu antioksidan, yine
antioksidan olan C ve E vitamininden çok daha fazla miktarlarda
bulunduğu için özellikle meyve ve sebze ağırlıklı bir diyet
ile vücuda fazla miktarlarda alınabilir. Elma, çilek, üzüm gibi
meyveler, çikolata ve özellikle çay, belli oranlarda flavonoid
ihtiva eder.
Koenzim
q - Özellikle kanser ve
belli nörolojik hastalıklara olan pozitif etkileriyle uzun süredir
gündemde olan koenzim q önemli bir antioksidandır. Vücut
tarafından üretilir, diyet yoluyla da alınabilir. Her ne kadar
ciğer, kalp ve böbrek gibi et ürünlerinde ve balıkta yüksek
oranda bulunsa da, diyete takviye amaçlı alınan koenzim q hapları
ile vücuda alınması daha etkilidir.
Likopen
- Beta-caroten ve lütein ile aynı ailenin üyesi olan likopen
birçok meyveye kırmızı rengi veren maddedir. Kardiyovasküler
hastalıklar ve kansere karşı etkileri ile bağışıklık
sistemine olan pozitif etkileri yüzünden uzun süredir gündemde
olan bir maddedir. Antioksidan özelliği kanıtlanmıştır.
Özellikle domateste çok büyük miktarlarda bulunmaktadır. Prostat
ve kalın bağırsak kanserlerinin risklerini büyük oranda
düşürdüğü laboratuvar çalışmalarıyla kanıtlanmıştır.
Vücuda doğal besinlerden alınan
antioksidanların dışında, son yıllarda bir antioksidan ihtiva
eden çok diyet takviye ürünü ve krem çıkmıştır. Her ne kadar
şu ana kadar ciddi yan etkiler, olumsuz sonuçlar veya toksisiteler
görülmemiş olsa da uzun dönemde bu tür diyet takviye ürünleri
ve kremlerin nasıl sonuçlar veya yan etkiler doğurabileceği kesin
değildir. Şu da unutulmamalıdır ki, antioksidanlar kanser ve
yaşlılık etkilerinin risklerini azaltmakta önemli de olsalar,
"sihirli iksir" değildirler.
Antioksidan, oksit giderici her türlü
kimyasal maddeye verilen addır, sadece biyolojik sistemlerde
kullanılmazlar. Kimyasal işlemlerde ve endüstride kullanılan
birçok farklı antioksidan vardır.
Antioksidanların gıdalardaki
fonksiyonu
Belirli bir bileşik, bileşiklerin
karışımı veya böyle bileşikleri içeren doğal kaynaklı
antioksidanların aktivitesi serbest radikalleri tutabilme, onları
bozundurabilme veya singlet oksijeni yakalayabilme kabiliyetlerine
veya öteki bileşikleri sinerjist veya metal şelatlar olarak
etkilemelerine bağlıdır. Doğal kaynaklı antioksidanlar çok defa
çok sayıdaki bileşiğin kombinasyonu olarak bir arada bulunur.
Böylece doğal kaynaklı antioksidanların elde edildiği kaynağa
bağlı olarak etki şekilleri değişik olabilir ve çok sayıda
mekanizma iştirak edebilir.
Gıda katkısı olarak antioksidanlar.
Birçok gıdada ürünü oluşturan
bileşikler ile havanın oksijenleri arasında kendiliğinden ortaya
çıkan ve otoksidasyon adı verilen tepkimeler oluşur. Her zaman az
ya da çok hissedilebilir kalite düşmelerine neden olan bu tür
tepkimeler gıda endüstrisi açısından istenmeyen olaylardır.
Burada sözü edilen kalite düşmesi renk, koku ve tatta meydana
gelen değişmeler ile bazı besin öğelerindeki parçalanmalar ve
hatta toksik bileşik oluşturması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Yağ ve yağlı gıdalardaki otoksidasyon (kendinden oksitlenme)
olayı, hem beslenme fizyolojisi açısından hem de
teknolojik-ekonomik açıdan büyük önem taşımaktadır.
Otoksidasyonun fiziksel ve teknolojik yöntemlerle önlenemediği
durumlarda antioksidan ve sinerjistler kullanılmaktadır.
Sinerjistler antioksidan etkisini arttıran maddelerdir.
Antioksidan grubu katkı maddeleri,
sanayide bitkisel ve hayvansal yağ içeren maddelerin üretimi,
depolanması, taşınması ve pazarlanması sırasında meydana
gelecek otoksidasyondan kaynaklanan zararları önlemede en önemli
katkı maddeleridir. Antioksidanlar gıdalarda meydana gelebilecek
bozulma ve acımayı da engeller. Bunların önemli özellikleri,
ortamda pek az miktarda, binde ve hatta on binde bir oranında bile
bulunsalar etkin olmalarıdır. Yağlarda doğal olarak bazı
antioksidanlar bulunduğu gibi, yapay olarak elde edilen belirli
maddeler de bu işi görür. Doğal antioksidanların en fazla
dağılmış ve en iyi bilinenleri tokoferollerdir.
En çok kullanılan yapay
antioksidanlar ise fenollü olanlardır. (Daha önceki yazımda
tarçından bahsetmiştim işte bu da tarçının içindeki kilit
madde.
Antioksidanlar, diğer
stabilizatörler gibi düşük kaliteli gıda maddesinin kalitesini
arttırmaz ve gıdalara herhangi bir yabancı tat ve koku vermez.
Ancak bu maddeler, iyi kalitede ham madde, uygun bir imalat tekniği,
elverişli ambalajlama ve depolama yöntemleri ile birlikte
kullanıldığı ürünün kalitesini korur. Bu maddeler ayrıca,
gıdalardaki oksidasyon sorunlarını da ortadan kaldırır. Yağların
acılaşmasının bir süre önüne geçen antioksidanlardan başka,
yağ bulunmayan besin maddelerinde renk ve kokuları koruyan maddeler
de bilinmektedir. Buna karşılık antioksidan özelliği yüksek
fakat zehirleyici oluşlarından besin maddelerinde kullanılmayan
antioksidanlar da vardır. Bir antioksidanın, besin maddelerinde
kullanılmadan önce, sağlığa zararı olmadığı kesin olarak
saptanmış olmalıdır. Ayrıca kullanılan antioksidanın adı ve
miktarı besin maddesinin etiketinde yazılı olmalıdır.
Baharat ve otlar, çok eski zamanlardan
beri lezzet artırıcı maddeler olarak kullanılmasına rağmen
antioksidan aktiviteleri ilk defa 1943'te Dubois ve Tressler
tarafından açıklanmıştır.
Çay ve çay ekstraktları. Çay,
polifenolleri yüksek miktarda içeren ender maddelerden biridir.
Yeşil çay yaprakları kuru bazda %36 oranında polifenolleri
içermektedir. Kateşin ve epigallokateşin yeşil çayda çok
bulunan polifenollerdir.
Çay, yeşil çay, antioksidan, e
vitamini, c vitamini, a vitamini, beta caroten, yağlar, diyet,
serbest radikal, oksidasyon, tümör, doğal, bitkisel, hayvansal,
kimyasal, süreç, gıda, yiyecek, sihirli iksir, lezzet, vücut,
sebze, meyve
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder